Gülüşün de bir el yazısı vardır
Kimse aynı imzayı iki kez atamaz. Ne kadar dikkat ederseniz edin, kalemin kâğıda değdiği yerde küçük bir titreme, bir eğim farkı kalır. Gülüş de öyle. Dişlerin dizilişinde, dudağın kıvrımında, gözün kenarındaki o ince çizgide bir insanın bütün hikâyesi saklı.
Yirmi yıldır her gün başka bir el yazısı okuyorum. Kimi aceleyle yazılmış, kimi yıllardır aynı cümlede takılı kalmış. Hastalarım bazen “Bana şu gülüşü yapın” diyerek bir fotoğraf uzatıyor. Fotoğraftaki gülüş güzel, evet. Ama başkasının imzası.
Bir gülüşü tasarlamak, onu baştan yazmak değil; zaten orada olan cümleyi okunur kılmaktır.
Bespoke kelimesini bu yüzden seviyorum. Terzi kumaşa dokunmadan önce karşısındakine bakar: omuzlarının duruşuna, yürüyüşüne, hangi eliyle kapı açtığına. Ben de ölçü almadan önce dinlerim. Nasıl güldüğünüzü, güldüğünüzde elinizi ağzınıza götürüp götürmediğinizi, en son ne zaman fotoğrafta dişlerinizi gösterdiğinizi.
Sonra çizerim. Kâğıda, kurşun kalemle. Ekrandaki simülasyonlar elbette işimizin bir parçası; ama kâğıdın sabrı başka. Silgi izleri bile bir şey anlatır.
Mükemmel değil, size ait
Kusursuz simetri, doğada nadiren rastlanan bir şeydir. Bir dişi bilerek birkaç derece eğik bıraktığımız olur; çünkü o eğiklik yüzün geri kalanıyla konuşuyordur. Hedef, aynada bir yabancı görmeniz değil, kendinizi biraz daha cesur görmeniz.
Gülüşünüz sizin el yazınız. Ben yalnızca mürekkebi tazeliyorum.